8 Temmuz 2014 Salı

Yalnız


O gittiğinden beri her gece farklı bir yerde uyuyakalıyordu; kanepede, salondaki koltuklardan birinde, bir berduş gibi balkondaki hasırın üzerinde. Ve her sabah dışarıda kahvaltı etmeye özen gösteriyordu. Cezaevindeki mahkumlar bile her gün avluda yürüyüşe çıkmaz mı? Kafede ona her zaman iki kişilik servis açılmış bir masa verip boş iskemlenin karşısına oturturlardı. Her zaman. Garson ona yalnız olup olmadığını özellikle sormuşsa bile. Diğer masalarda gülüp şakalaşarak birbirlerinin yemeklerini tadan ya da hesabı ödemek için tartışan iki-üç kişi otururken Miron tek başına Sağlıklı Başlangıç’ını yerdi - portakal suyu, ballı müsli, az yağlı inek sütüyle kafeinsiz duble espreso. Karşısında onunla şakalaşan birinin olmasını yeğlerdi tabii ki. Hesap geldiğinde onunla tartışacak, “Ondan alma! Avri, koy o parayı cebine. Bu benden,” diyerek parayı garsona vermeye çalışacak biri. Ama onunla oturacak kimse yoktu ve yalnız kahvaltı etmek evde kalmaktan yüz kat daha iyiydi.

Miron zamanının çoğunu diğer masaları gözlemleyerek geçiriyordu. Çevresiyle ilgilenmiyormuş gibi görünerek gazetenin spor ekini okuyor ya da büyük bir ciddiyetle borsa hisselerinin iniş çıkışlarını incelerken konuşmalara kulak kabartıyordu. Bazen biri yanına gelip gazetenin okumayı bitirdiği bölümünü almak için izin istiyor, o da başını sallayıp gülümsemeye çalışıyordu. Bir keresinde seksi bir genç anne bebek arabasıyla yanına geldiğinde ona banliyödeki tecavüz vakasını manşet yapan gazetenin ana sayfasını uzatmış ve “Nasıl da çılgın bir dünyaya çocuk getiriyoruz,” bile demişti. Ortak bir kadere işaret ettiği için insanları bir şekilde birbirlerine yaklaştıracak türden bir beyan olduğunu düşünmüştü, oysa seksi anne ona öylece bakmakla yetinmiş ve izin istemeden Sağlıklı Yaşam ekini de almıştı.

Sonra, bir perşembe günü kafeye şişman, terli bir adam girdi ve ona gülümsedi. Miron hazırlıksız yakalanmıştı. Ona en son gülümseyen kişi Mayan olmuştu, onu terk etmeden hemen evvel, beş ay önce. Mayan’ın gülümsemesi tartışmaya yer bırakmayacak kadar alaycıydı, oysa bu adamın gülümsemesi yumuşak, neredeyse özür diler gibiydi. Şişman adam eliyle oturmak istediğini
ima eden bir işaret yaptı ve Miron düşünmeden başını salladı. Şişman adam oturdu.

“Reuben,” dedi, “Bak, geç kaldığım için üzgünüm. On dediğimizi biliyorum fakat ufaklıkla kâbus gibi bir sabah geçirdim.” Miron’un aklından şişman adama Reuben olmadığını söylemek
geçti, fakat kendini saatine bakıp, “On dakikanın lafı mı olur? Dert etme,” derken buldu.

(...)

(Etgar Keret, Sağlıklı Başlangıç. Kapı Birden Vuruldu'da yer alıyor. Çeviri, elbette ki Avi Pardo'ya ait. Öyküden uyarlanan kısa film, bu yıl Cannes'da umut vaat eden genç yönetmenlere verilen Cannes Lions Genç Yönetmen Ödülü'nü almış. İzlemek isterseniz bağlantı burada. Görsel, East Side Gallery, Berlin'den.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder